Sosyal Mesafelendirme ve Düşünmenin Gerekliliği - BODRUM KAPAK HABER

Sosyal Mesafelendirme ve Düşünmenin Gerekliliği

635 kez okundu
Göknur Gürcan


Düşünmek, sözlükte bir fiil olsa da beden ya da sonuç odaklı işleri baş tacı yapanlar için eylem olarak benimsenmiyor. Pratik yaşamda daha çok, faydası kanıtlanmış otomatik eylemler tercih ediliyor. O yüzden zihinler düşünmek yerine yapmak komutuna alıştırılmış. Susmaktan çok konuşmayı seçmemizin sebeplerinden biri de bu olabilir. Düşünen insanın topluma faydası dokunmadığı konusunda yoğun fikir birliği var. Konuşma dilimizde, hatırlamanın yerine geçmekten öteye gidemiyor. Yine de kapılar kendisine tamamen kapatılmış değil. Örneğin bilime şartlı verilmiş. Sonunda faydalı buluşlar gelecekse düşünmek de faydalı olabilir.
Düşünen insan içinse otomatik çarklarda dönen çoğunlukla yaşamak, devasa ağırlıklarla yürümek gibi. Yaşamın kırık dökük ilerleme çabası ve normalleştirilen yanlışlar, düşünen insanın hiç sönmeyen yangını. Düşünen insan, sorgulanmadan sürüp giden her ilişkiye mesafeyle yaklaşıyor ama bu mesafenin farklı ihtiyaçlar yaratacağını ve bunların kimi zaman ona yük olacağını da biliyor. Yüklere hazırlıklı olduğu için sosyal mesafelere de gönüllü. O yüzden bugünlerde, kendini karantinaya alabilecek kadar şanslıysa, çok büyük bir değişim içinde olduğu söylenemez.

Fakat alışık olmayanlar için sosyal ortamlardan uzak kalmak, ölümcül bir virüs kadar tehlikeli olabilir. Toplumca kabul görülen sınırların içinde, önceden hazırlanmış kalıplar ve ilişkiler olmadan yaşamak, annesiz kalmış bir süt çocuğu gibi hissettirebilir. İzole olmak, sosyal rollerin büyük bir çoğunluğunun anlamını yitirmesine sebep oluyor. Dolayısıyla modern insanın küçük yaşlardan başlayarak edindiği alışkanlıklar, aniden örülen bir duvara toslayıp son buluyor. Komşu günü, okul aile birliği, şirket yönetimi, öğretmenlik, berberlik, velilik; kısacası yaşamı yürüten ortam ve kimliklerin çoğu, izolasyon kalkanına takılıyor. Buna hastalık ve ölüm korkusu da eklenince telaşa kapılmak kuvvetle muhtemel.
İçinde bulunduğumuz ve gidişatı tam olarak kestirilemeyen sürecin otomatikleşen yaşamı tahtından ettiği açık. Hepimiz kendimize düşeni öğrenmek zorundayız. Kimliklerden soyutlanan yaşam, düşünme eylemini geri çağırıyor. Alışkanlıklarını sürdürmeye çalışanlar olsa da soru soranlar çoğaldı. Kaybolma ve kaybetme korkusu, yerini derin sorgulamalara bırakabilir ya da  beraberinde iç bunaltısı getirebilir. Ama hatırlamak ya da bulmak için değil, düşünmek için düşünmek, insanlığın başat eylemi olduğunu hatırlatacaktır. Dolayısıyla beraberinde gelen sorgulama, modern yaşamı dönüştürecek gücü saklı tutacaktır.
Sokrates' in ortaya attığı, Platon'un anlattığı Mağara Alegorisi'ni bilirsiniz; mağarada insanlar sadece karşılarındaki duvarı görürler. Duvarda görüntüler ve sesler vardır. Mağarada olduğunu bilmeyen insanlar, gerçeğin o görüntüler olduğunu zannederler. İçlerinden birkaçı, görüş açısını genişletebildiğinde, arkalarında bir ateş yandığını ve görüntülerin o ateşin önünden geçen insanlar ve taşıdıkları nesneler olduğunu fark eder. Ulaşılamaz gerçek olduğunu sandıkları şey, onların dünyasına aittir ve görmeleri için çok zor olan şeyi, bakış açılarını değiştirmeleri gerekmiştir.
Mağara gerçek bir yaşam alanı değildir elbette. O sadece yalnız gösterileni gören, öğretileni duyan insanların nasıl bir durumda olabileceğini özetleyebilir. Belki biz de fiziksel olarak alan açan ama ruhsal olarak sıkıştıran mesafelerin yardımıyla, bakış açılarımızı esnetmeye aday olabiliriz. 
Unutmadan, mağara dışına çıkabilenler, güneşi görünce geçici körlük yaşıyorlar. Sonra toprağa bakıp gölgeleri görüyorlar. Artık onlar için yanılsamalar yok. Ama mağaradakileri de düşünmeden edemiyorlar.

3.Nisan 2020Göknur Gürcan


Haber Ara

© 2020 bodrumkapak.com - Her Hakkı Saklıdır.

Cevat Şakir Cad. No:106/3 2.Kat Bodrum-Muğla
0252 316 04 03 / bodrumkapak@gmail.com